25 KASIM'DA HUKUKUN GEREĞİ: ŞİDDETİN ÖNLENMESİ DEVLETİN POZİTİF YÜKÜMLÜLÜĞÜDÜR

761 kişi bu haberi görüntüledi.

25 Kasım Birleşmiş Milletler tarafından Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü, olarak ilan edilmiş olup kadına yönelik şiddetin görünür kılınması ve önlenmesine yönelik küresel bir farkındalık günüdür. Türkiye Barolar Birliği Şiddetle Mücadele Komisyonu olarak, 25 Kasım Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Günü vesilesiyle, kadına karşı şiddetin önlenmesi, mağdurların korunması ve faillerin etkin şekilde cezalandırılması yönündeki hukuki yükümlülüklerin hatırlatılmasını zorunlu görüyoruz.

Kadına yönelik şiddet, ulusal ve uluslararası hukuk düzenleri açısından bir insan hakkı ihlali, ayrımcılık türü ve toplumsal düzeni tehdit eden yapısal ve sistematik bir sorun olarak ulusal ve uluslararası hukukta açıkça tanımlanmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 10. maddesinde yer alan eşitlik ilkesi, 17. maddede güvence altına alınan yaşam hakkı ve maddi–manevi bütünlüğün korunması, devlete ve tüm kamu kurumlarına şiddetin önlenmesine ilişkin pozitif yükümlülükler yüklemektedir.

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, Türk Ceza Kanunu hükümleri, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun mağdur odaklı düzenlemeleri ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmeleri, şiddetle mücadelede bağlayıcı bir çerçeve oluşturmaktadır. Bu bağlamda, koruyucu ve önleyici tedbirlerin gecikmeksizin uygulanması, mağdurların adalete erişim süreçlerinin kolaylaştırılması, kolluk–yargı–idare arasındaki eşgüdümün güçlendirilmesi ve şiddet vakalarının etkili soruşturulması; devletin hukuki sorumluluğunun ayrılmaz bir parçasıdır. Etkin bir soruşturma yükümlülüğü, yalnızca cezanın uygulanmasını değil; maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını, delillerin toplanmasını, risk analizinin yapılmasını ve mağdurun ikincil örselenmeye karşı korunmasını da kapsar.

Kadına yönelik şiddet, münferit olaylar olarak değerlendirilemeyecek kadar yaygın ve yapısal bir nitelik taşımaktadır. Şiddetin politik yönünü görmezden gelerek şiddetle mücadele edilemeyeceği ortadadır. Şiddet faillerinin savunması bile birbirine benzemekte, siyasi iktidarın söylemleri yargı kararlarına gerekçe yapılarak cezasızlık politikaları uygulanmaktadır. Bir yandan siyasi iktidar tarafından “aile yılı” ilan edilirken, bir yandan kadının giyinişi, istediği gibi doğum yapma veya doğum yapmama hakkının elinden alınması gündeme getirilmekte, korunan aile kavramı içinde aile içi şiddete uğrayan kadınlar yok sayılmaktadır. Sadece eş ve anne olması istenen kadın için hukuk sistemi adil işlememektedir.

Şiddetin önlenmesi, sadece cezai yaptırımların işletilmesiyle sınırlı olmayıp; toplumsal cinsiyet eşitliğini güçlendiren politikaların uygulanması, eğitim süreçlerinde ayrımcılık karşıtı yaklaşımların yerleştirilmesi ve kamu kurumlarında farkındalık düzeyinin artırılması ile mümkündür.

25 Kasım, bir farkındalık gününün ötesinde, devletin ve toplumun tüm kesimlerinin kadınların yaşam hakkını, güvenliğini ve eşitliğini, kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusundaki yükümlülüklerini hatırladığı bir gün olmalıdır. Her ne kadar 25 Kasım‘ın hukuki ve uluslararası anlamı özellikle kadına yönelik şiddete işaret etse de, şiddet olgusunun toplumun tüm kesimlerini etkileyen, kamu düzenini ve hukukun üstünlüğünü tehdit eden çok boyutlu bir sorun olduğu da unutulmamalıdır.

Türkiye Barolar Birliği Şiddetle Mücadele Komisyonu olarak, kadına yönelik şiddetin, hukukun üstünlüğü, insan onuruna saygı ve eşitlik ilkeleriyle bağdaşmadığını bir kez daha vurguluyor; şiddetsiz bir toplumun inşasının ancak hukuk güvenliği, etkin koruma mekanizmaları ve kararlılık içeren kamu politikalarıyla mümkün olacağını ifade ediyoruz.

Türkiye Barolar Birliği
Şiddetle Mücadele Komisyonu