BASINA VE KAMUOYUNA EKONOMİK EŞİTSİZLİKLER GÖRMEZDEN GELİNEREK ADALET SAĞLANAMAZ

2685 kişi bu haberi görüntüledi.

Anayasa Mahkemesi'nin Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesinde yer alan ve yoksulluk nafakasının süresiz olarak talep edilebilmesine olanak sağlayan düzenlemeyi iptal ettiğine ilişkin kararını büyük bir kaygıyla karşılıyoruz.

Yoksulluk nafakası, kamuoyunda bilinçli biçimde yaratılan algının aksine, boşanma sonrasında ekonomik olarak güçsüz duruma düşecek eşin insan onuruna yakışır bir yaşam sürdürebilmesi için öngörülmüş bir sosyal koruma mekanizmasıdır. Türkiye'de kadınların işgücüne katılım oranları, ücret eşitsizliği, kayıt dışı çalışma, ücretsiz bakım emeği yükü ve yaşlılıkta yoksulluk riski dikkate alındığında, bu düzenlemenin en çok kadınları etkilediği açıktır.

Yoksulluk nafakasının “süresiz” olarak nitelendirilmesi de yanıltıcıdır. Mevcut hukuk sistemimizde yoksulluk nafakası; nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi, evliymiş gibi fiilen birlikte yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması veya taraflardan birinin ölümü gibi durumlarda zaten sona ermektedir. Dolayısıyla söz konusu düzenleme, koşulları değişmeyen yoksulluk halinin devamı süresince koruma sağlamaktadır.

Nitekim uygulamada, özellikle kısa süreli evlilikler bakımından ileri sürülen hakkaniyet tartışmalarına yönelik olarak Türk Medeni Kanunu’nun 176. maddesinin sağladığı imkânlar ve yerleşik yargısal uygulamalar çerçevesinde çözümler üretilebilmektedir. Bu nedenle münferit uyuşmazlıklar üzerinden yoksulluk nafakası kurumunun bütünüyle tartışmaya açılması, kadınların yaşadığı yapısal ekonomik eşitsizlikleri göz ardı eden bir yaklaşım olacaktır.

Kadınların boşanma sonrasında karşı karşıya kaldığı ekonomik şiddet ve yoksullaşma gerçeği ortadayken, nafaka hakkını zayıflatacak her düzenleme kadınları daha güvencesiz bir yaşama mahkûm etme riski taşımaktadır. Kadınların ekonomik eşitsizliklerden kaynaklanan dezavantajları giderilmeden, sosyal devlet mekanizmaları güçlendirilmeden ve toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanmadan nafaka hakkının sınırlandırılması adalet duygusunu zedeleyecektir.

Anayasa Mahkemesi kararının ardından yürütülecek olası yasama çalışmalarında, kadınların boşanma sonrasında karşı karşıya kaldıkları ekonomik eşitsizlikler, bakım emeği yükü, işgücü piyasasında maruz kaldıkları ayrımcılık ve yoksullaşma riski göz ardı edilmemelidir. Kadınların toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle mücadele sonucunda elde ettikleri hak ve güvenceleri geriye götürecek, yoksulluk nafakasının koruyucu işlevini ortadan kaldıracak veya etkisiz hale getirecek düzenlemeler kabul edilemez. Yapılması gereken, kadınları yoksulluğa karşı koruyan mekanizmaları zayıflatmak değil, ekonomik ve sosyal haklarını güçlendirecek politikaları hayata geçirmektir.

Kadın hakları alanında çalışan baroların kadın hakları merkezleri ve komisyonları olarak bir kez daha vurguluyoruz: Kadınların boşanma sonrasında yoksulluğa sürüklenmesini önleyen hukuki güvencelerin zayıflatılması değil, güçlendirilmesi gerekmektedir.

TÜBAKKOM olarak kararın gerekçesini ayrıntılı biçimde değerlendirmeye devam edecek; kadınların kazanılmış haklarının geriletilmesine yol açabilecek her türlü girişimin karşısında durmayı sürdüreceğiz.

Türkiye Barolar Birliği Kadın Hukuku Komisyonu (TÜBAKKOM)