ÇOCUKLARIN GÜVENLİK HAKKI DEVLETİN YÜKÜMLÜLÜĞÜDÜR
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin (BMÇHS) 20 Kasım 1989 tarihinde kabul edilmesi nedeniyle Dünya Çocuk Hakları Günü olarak anılan bugün, çocukların öznesi olduğu hak ihlallerini görünür kılmanın, farkındalığı artırmanın, çocukların refahı için yapılması gerekenleri yüksek sesle hatırlamanın ve hatırlatmanın günüdür.
Türkiye'nin 1990 yılında imzaladığı ve 1995 yılında yürürlüğe koyarak hayata geçirme yükümlülüğünü üstlendiği BMÇHS; 18 yaş altındaki her bireyi çocuk kabul eden, ayrımcılık yasağı, çocuğun üstün yararı, yaşama, gelişme ve katılım ilkelerini güvence altına alan; dünyada en fazla ülke tarafından onaylanan fakat aynı zamanda en çok ihlal edilen sözleşme özelliğini taşımaktadır.
Bugün Gazze başta olmak üzere dünyanın pek çok bölgesinde yaşanan savaşlar; ekonomik ve sosyal kırılganlıklar, göç, mültecilik ve benzeri koşullar nedeniyle istismara açık hale gelen çocuklar, 21. yüzyılın en ağır gerçeklikleriyle karşı karşıyadır. Çocukların başta yaşam ve güvenlik hakkı olmak üzere en temel haklardan yoksun kalması dünyada ve ülkemizde öncelikli olarak çözülmesi gereken temel bir sorun alanı haline gelmiştir.
Çocuk hak ihlallerinin önlenmesi ve çocukların korunması, ancak bütünlüklü ve uygulanabilir çocuk politikalarının oluşturulmasıyla mümkündür. Bugün ülkemizde karşılaşılan en büyük sorun, yasal düzenlemelerin eksikliğinden ziyade mevcut yasaların uygulanmaması ve çocuk yararına somut sonuçların doğmamasıdır.
Ulaşılabilir ve ihtiyaca uygun eğitim olanaklarından yoksun kalan; staj ve benzeri uygulamalar yoluyla emeği sömürülen; sağlık, sosyal ve kültürel haklara ulaşamayan; engelli, mülteci veya ailesi mevsimlik tarım işçiliği yapan ailelerin çocukları ile aile içi şiddete maruz kalan, şiddete tanıklık eden, akran zorbalığına uğrayan, sokakta yaşayan, dilendirilen, madde bağımlılığına sürüklenen, ihmal ve istismar edilen çocuklar ciddi risk altındaki grupları oluşturmaktadır. Bu alanlardaki veri eksikliği, etkili müdahale yöntemlerinin uygulanamaması, sosyal hizmetlerin yetersizliği ve hesap verebilirlik mekanizmalarının işletilmemesi ise çocuk hak ihlallerinin temel nedenlerindendir.
Çocukların onur ve saygınlığının korunması ve adalet duygusunun karşılanması, en temel insan hakkıdır. Özellikle kamuoyunda infial yaratan olaylarda yürütülen tartışmalar çocuk adalet sisteminin temel ilkelerini zayıflatmakta ve devletin asli sorumluluğunu görünmez kılmaktadır. Çocuğun lekelenmeme hakkı kesin bir biçimde gözetilmeli, sonraki yaşamında toplumla yeniden bütünleşme imkânı ortadan kaldırılmamalıdır.
Okulda, evde, sokakta, stajda kısaca her alanda çocuk güvenliğini sağlamak devletin temel görevidir. Toplumda oluşan şiddet algısı, derin yoksulluk, eğitimden dışlanma çocukları istismara açık hale getirmektedir. Bunlar çözülmeden tek başına çocuk koruması düşünülemeyeceği gibi hiçbir olgu devletin üstlenmesi gereken azami sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Çocukların şiddet faili olmasının önüne geçilmesini sağlayacak yöntem ise devletin tüm olanakları ile sosyal hizmeti güçlendirmesi ve çocukların hak sahibi bireyler olarak görülmesinin sağlanması olmalıdır. BMÇHS'nin devletlere yüklediği en önemli görevlerden biri, sözleşmeye uygun yasal mevzuat ve uygulamanın yanında, halka sözleşmeyi anlatmak ve bireylerin üzerine düşenleri yerine getirmesini sağlamaktır.
Çocuk haklarına ilişkin düzenlemeler günlük ihtiyaçlara, tepkisel politikalara göre değil, çocuğun üstün yararına göre değerlendirilmeli ve öncelik, ayrımsız tüm çocukların şiddet kültüründen uzak bir dünya düzeninde haklarının korunması olmalıdır.
TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ ÇOCUK HAKLARI KOMİSYONU
